16 Kasım 2007 Cuma

BAKTIĞINDA GÖRMEK

Bakıldığında varlık kazanan şekiller, duyulduğunda oluşan sesler… Aslında mevcut olmayan , ancak algılandıklarında varlık kazanan unsurlar. Parça ile tüme ait bilgiler aynı . Sadece farklı olarak algılananlar, algılama araçlarımızın sınırlı kapasitesinden ileri gelmekte.

Diğer yandan bizlerin uzay diye nitelediğimiz maddelerden ibaret olan içinde bulunduğumuz yapı, sadece beş duyumuzun duyarlılık kapasitesine gore algılayabildiğimiz sadece sınırlı bir kesit. Tüm nesneler ve dünyamız, duyularımızın algılayabildiği kesitsel bir alandan oluşuyor. Duyularımızın algı sınırları dışındaki yapılar bizler için bir büyük bilinmeyen.

Örneğin, gözümüzün algılayabildiği, gözün duyarlılık sınırları içerisinde kalan dalga boyları, gerçekte varolan sayısız dalga boyları içerisinde çok küçük bir bölümden oluşmaktadır. Öyle ki gözün tespit edebildiği ve şu anda görmekte olduğumuz nesneler, aslında evrende varolan sayısız dalga boyları, sayısız imajlar içerisinde neredeyse yok hükmündedir.

İnsan kendi öz yapısını tanır ve bilirse kişide ‘Kendini bilen Rabbini bilir’ hükmü de açığa çıkar. Sen, ben, o değil, BİZ kavramı oluşur. Demek ki insanoğlu sonsuz evrenin her bir noktasında mekansal ve boyutsal manada varolabilecek güç ve kudrete sahip olarak varedilmiş, halifelik sıfatına yaraşır bir şekilde…

Ulaşılan yüksek yaşam standardlarına rağmen insanlığın ilkel kabileleri bile kıskandıran barbarlıkları, nefret, kin ve intikam gibi duyguları hayatı tüm insanlık için cehenneme çevirmeye yetmiştir.

Haksızlıklar, insanlarca anlam verilemeyen adaletsizlik, acılar, kederler. Evet bakışımıza göre, değerlendirmelerimize göre. Said Nursi’nin ‘Güzel düşünen güzel bakar, güzel bakan güzel görür’ sözlerini dikkatle tetkik etmek gerek .

Araştırmacı yazar Nazan Bekiroğlu konuya bakın hangi nazardan bakıyor ve görüyor.
‘Bulunduğu yerden, kuşbakışı kendisine bakabileceği bir yere kadar yükselmeyi başarabilen insan, zamanın ve mekanın anlamını yitirecek denli küçüldüğü, bir başka deyişle anlamını yitirdiği yerden kendisine bakmayı başarabilince, bütün acılarının hafiflediğini farkeder, kozmik bakış açısı denebilecek bu noktanın büyüleyiciliği, insanın bu dünya alemi bir rüya olarak yorumlamada azami teslimiyetle haraket etmeyi başarabilmesi ve artık acılarını (mutlulukları gibi) önemsememesidir. Tedbire ve irade-i cüziye rağmen..

Bir vurdum duymaklık noktası değil, bir aşkınlık noktası olarak. Rüyada kesilen parmağım, dahası rüyadaki ölümüm. Uyandığım an ne kadar anlamı kalıyorsa, gerçek hayatıma uyandığım/doğduğum (ya da öldüğüm) an işte ancak o kadar anlam içerecek bir acı. Öyleyse ağlamak neden? Rüya noktası bu işte, uyanıkken varılan: ‘Kainatta ne varsa hepsi vehim ve hayal’ ve dahi ‘Rüya bütün çektiğimiz’

İşte kuantum fiziğinin değerlendirmeleri de bu yönde. Evreni şu anda alışageldiğimiz bakış açısı ile değerlendirmemiz de tamamiyle bir yanılgıdan ibaret. Sistem teklik üzerine kurulu olmasına rağmen, bizler onu çokluk boyutuyla algılayabiliyoruz. Oysa ki evren birbirinden kopuk, parçalar halinde oluşmamıştır. Gerek algıladığımız, gerekse algılayamadığımız her şey, bu sınırsız, tek tümel yapı ya da bütünden oluşmuştur.

Uzay diye nitelediğimiz sonsuz yapı, gerçekte içinde boşluk olmayan tümel bir yapı. Bu orjinal yapıda öylesine bir bütünsellik vardır ki, gözünüze göre tüm nesneler arasında boşluk var gibi görünse de gerçekte böyle bir boşluk yoktur. Çünkü her şey sizin bedeniniz de dahil olmak üzere, aradaki hava da sadece atomlardan meydana gelmektedir ve atomsal düzeyde birbirleri arasında bir sınır, ayrılık yoktur… Üstelik herbiri arasında birebir ilişki ve haberleşme mevcuttur. Eğer daha da ileri giderek atom altı yapıyı düşünürsek, karşılaşacağımız sonuç, bölünüp, parçalanması söz konusu olmayan salt bir kütle olacaktır.

Ancak bu tek, tümel yapıyı , göresel olarak farklı farklı isimler altında algılamaktayız. Aslolan tekliktir. Sen, ben, siz, biz gibi ayrımlar bile kuantsal boyutta anlamını yitirir. Sıfatlar ve anlamlar boyutunda bile bu durum geçerlidir. İyilik, kötülük kavramları gibi.

Bizler lehimize gelişen olay ve durumları iyi olarak yorumlar ve hükmederken, aleyhimize gelişen halleri ise kötü olarak değerlendirmekteyiz. İşte bu bakış açısı ve kişisel değerlendirmelerimiz nedeniyle aynı kişi tarafından farklı zaman dilimlerinde bile farklı değerlendirmeler olabilmektedir. Önyargılarımız ve şartlanmalarımız adeta bizi kilitlemekte, tek yapıyı algılamaktan bizi perdeli kılmaktadır. Bu nokta da insanlık gerçekten de hüsrandadır.

Kuran ifadesiyle:
‘Hakk’ın sana olan AŞIRI YAKINLIĞI O’nu senden perdeledi. O’nun perdelenmiş olması ZUHURunun şiddetinden, gözlerden gizlenmesi ise NURunun azamet ve büyüklüğündendir.’ (Kaf Suresi-6, Vakıa Suresi 85)

Ünlü mutasavvıf Ataullah İskenderi, Hikmet-i Ataiyye adlı eserinde şöyle der:’Her kim Hakk’ı bilirse her bir şeyde O’nu MÜŞAHADE eder. Her kim Hak’da fani olursa her şey GAİB olur. Her kim Hakk’a muhabbet ederse O’nun üzerine hiç bir şey ihtiyar etmez.’

Ölünce Yaşam isimli eserinde ünlü bilimci Kenneth Ring şunları yazıyor:
‘Eğer bilinciniz, fiziksel bedeninizin sınırlarına bağımlılıktan kurtulabilirse, holografik dünyaya girip, o boyutu tecrübe edebilirsiniz. Bedeninize ve bedensel algılama araçlara bağımlı kaldığınız sürece, holografik alem ve boyut gerçeği sizin için sadece entellektüel bir konu gibi kalır. Oysa, eğer bedeninizden ayrılabilirseniz, o boyutu doğrudan tecrübe edebilirsiniz. Bu tecrübeden dolayıdır ki, mistikler gördükleri şeyler hakkında bu kadar kesin ve inandırıcı konuşmaktadırlar. Ama orayı tecrübe edemeyenler ne şüphelerini üzerlerinden atabiliyorlar, ne de yaşama anlayışlarında bir değişime gitme ihtiyacı hissediyorlar.’

Sorunları yaratan bu alemde bizleriz. Çünkü olayları bütüne değil, kafamızda ürettiğimiz göresel ve kısıtlı düşüncenin ürünü olan sebeplere bağlamaktayız. Sistemde yapılan hiç bir fiilin karşılığı yok olmaz, karşılığını mutlaka bulur. Yapılan fiiller ile elde edilen karşılıklar alınır. Önemli olan görmeyi bilmek…

Akın akın inmekte feyzler
Sen yeter ki hissetmeyi bil.
İçin için ağlamakta gönüller
Sen yeter ki GÖRMEYİ bil.
Gürül gürül çağlamakta sevgiler
Sen yeterki KAP olmayı bil..

Yalkın Tuncay